< COCUKLARA EGITIM - nurlu yolun yolcuları - Blogcu



www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

Scroll images by bigoo.ws


Resim Host - Resimhost.com"

TV ve internet, çocukları şişmanlatıyor

Blog imagesUzmanlar internet ve televizyon başında fazla kalan çocukların sadece psikolojilerinin değil, fizik yapılarının da bozulduğuna dikkat çekiyor. Sokakta oyun oynamayan çocukların vücut yapılarının bozulduğunu söylüyor.

Günümüzde çocuklar, zamanlarının büyük bir kısmını internet ve televizyon başında geçiriyor. Bu durumun çocukların psikolojisini bozduğu yönündeki tartışmalar sık sık gündeme geliyor. Fakat uzmanlar gereğinden fazla internet ve televizyon başında kalan çocukların sadece psikolojilerinin değil, fizik yapılarının da bozulduğuna dikkat çekiyor. Anne ve babaları gibi sokakta ve bahçede yeteri kadar vakit geçirmeyen çocuklar sağlıklı bir gelişim gösteremiyor. Hareketsizlik nedeniyle kemik yapıları yeterince gelişmeyen çocuklar zaman içinde kilo alarak fizikleri bozuluyor.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülsen Meral, çocukların sokakta oynamak yerine eve kapandığını söylüyor. Sürekli evde oturan çocukların kemik yapısının yeterince gelişmeyeceğini belirten Gülsen Meral şöyle devam ediyor: “Çocuklarımız adeta evlere kapandı. Bu nesil çocuklar bizler kadar şanslı değil. Çünkü bizler günün belli saatlerinde sokakta ve bahçede vakit geçiriyorduk. Bu nedenle gerekli hareketler yapıldığından vücut yeterince ve sağlıklı bir şekilde gelişiyordu.” Çocukların büyüme sırasında kemiklerinin geliştiğini ve bu ilerlemenin ergenliğe kadar devam ettiğini bildiren Meral, oyunlar sırasında zıplama ve koşmanın kemik gelişimini artırdığını vurguluyor. Meral, “Bu yıllarda çocukların mutlaka zıplama hareketleri yapması gerekiyor. Özellikle düz eksen bacak uzunlamasına zıplama hareketleri kemiklere yük bindirmekte, bu da kalsiyumun kemiklere yerleşmesini hızlandırmaktadır. Ayrıca bu hareketler sırasında kemiğe binen yük ile büyüme hormonu salgısı artmakta ve kemiklerin sağlıklı olarak büyümesi sağlanmaktadır.” diyor. Meral’e göre güneş ışınları çocukların kemik gelişiminde büyük rol oynuyor. Çocuğun büyürken mutlaka günün belli saatlerinde dışarıda olması gerektiğini belirten Meral, “Güneş ışınları ile alınan D vitamini çok önemli. Maalesef evlerin içinde kalarak güneş ışınlarını camların arkasından alan çocuklar sağlıklı ve güçlü kemiklere sahip olamıyorlar. Çünkü önemli olan direkt güneş ışığıdır.” diyor. Çocukların mutlaka süt, yoğurt, peynir ve dondurma gibi düşük yağ oranına sahip süt ürünlerini tüketmesi gerektiğini söylüyor.

Yaklaşım Tarzınız Çok Önemli !

Blog images

 

“Aslan oğlum benim, sen başarırsın, erkek adamsın yaparsın. Güzel kızım benim, sen anlarsın, aklın ve zekanla her şeyi yaparsın.” sözleri olumlu bir hitap şeklidir. Suçlayıcı, tenkit edici, hakaret dolu, sevgisiz hitaplar hiçbir zaman müspet sonuç vermemiştir. İster çocuğumuz, ister yakınımız ister yaşıtımız olsun ikili ilişkilerde en çok dikkat etmemiz gerekli noktalardan birisidir hitap şekli. Karşımızdakine “amma beceriksiz adamsın, sen de bir iş becerirsen!” diyerek suçlamalarla bir yere varamazsınız. “Sen becerirsin, elinden ne kurtulur, sana güveniyorum ona göre” gibi onore edip güç verici sözlerle işinizi yaptırabilirsiniz.

Özellikle evlat yetiştirirken bizlerin, anne-baba olarak bu konulara çok dikkat etmemiz gerekiyor. Hitap veya yaklaşım tarzıyla insan kazanabilir veya kaybedebilir. Ağzımızdan çıkan her sözün menfilerden uzak, müspet, güç verici, sevgi dolu, yeri geldiğinde şaha kaldıran, yeri geldiğinde durgun deniz gibi sakinleştiren bir özelliğe sahip olması gerekiyor. Özellikle çocuklarımızda bunu çok yaparız. Başlarına bir şey geldi mi, güya merhamet hissiyle “aman canım cicim ne oldu? Kimler yaptı, çok üzüldün mü, veya çok canın yandı mı? gibi sözler çok söylenir. Ancak bilmiyoruz ki esas olumsuzluk bu yaklaşımın içinde. “Erkek adamsın ya, acılara dayanırsın, bu da bir şey mi? Ne var bunda kızım, hayatta her şey gelecek başına, tecrübe sahibi olacaksın, böylece yoğrulup yetişeceksin, bir dahaki sefere ağlamayacak, dimdik ayakta kalacaksın. Yerine göre acıyla da tanışacaksın. Bir de hataya düştüğümüz başka yer var ki bu da yine aynı şeyleri kapsamakta.
- “Kızım dersini yapsana, bana yüz defa söyletme, söyleye söyleye ben bıktım artık.” Veya; - “Allah kahretmesin bu odanın hali ne, çabuk burayı toplayın gözüm görmesin.”
- “Oğlum hemen markete git, şunları al, çabuk ol, uyuşuk uyuşuk oyalanıp da tepemi attırma.”
Evet böyle söyleyerek yaptırmaya çalıştığımız her şey bize sıkıntı olur. Çatık kaş, asık surat, küskün gönül, sevgisiz ve merhametsiz bir yaklaşımla etrafımıza hep negatif enerji veririz.
Bir de olması gerekene bakalım:
Seçim senin güzel evladım. Eğer gerçekten okuyup bir şeyler başarmak, bir yerlere gelmek istiyorsan şimdiden başlamalısın. Televizyonunu, oyununu, ders çalışma süreni kendin ayarlaman gerekiyor. Bunları birer sıraya koyup da değerlendirdin mi sen rahat edersin. Yaptığımız hiçbir şeyi rastgele el ucuyla tutmayalım ki sonuçta biz rahat edelim. Kendine olan saygın ve güvenin için bu şart. Değerleri yerine koyacak olan sensin bir tanem. Ben sadece yolunu gösterebilirim sana.
- Of oğlum bakar mısın dağınıklık ne kadar kahrediyor insanı. Benim içim sıkılıyor doğrusu. Hadi bir düzeltelim de içimiz açılsın. İnsana yakışan da bu değil mi? Dağıtıyorsak yeri geldiğinde toplamalıyız da. Eğer hâlâ dağınıklıkta ısrar edersen, yaptığın hareketin sonucuna da katlanman gerekiyor.
- Benim ateş gibi oğlum, şimdi markete gider bütün alacakları alır gelir. Sana zahmet oğlum, beni rahatlatırsın.
Seçim bizim. Yaklaşım tarzımız, hitaplarımız yakınları kaybetmemizi veya kazanmamızı sağlar. Sevgiyle, sabırla, anlayışla, hoşgörüyle nice dağlar bağ olmuştur. Üstün bir tavırla, tenkit ve eleştiriyle, suçlanmayla kimse kimseyi yola getiremez. Bu bir hayat kanunudur. Kin, nefret ve küskün gönülle yaklaştığınız hiçbir şeyi kazanamazsınız. Ama sevginizle ve sabrınızla aşılamayacak engel yoktur.

Çocuklarınıza Şiir Okuyun , Masal Anlatın !!!

free image hosting

 

Şiir ve masal çocukların zihin dünyasını geliştiriyor
Torunlarına masal anlatan, tekerleme söyleyen nineler çocuklarını, sevgi dolu ninnilerle uyutan anneler bir bir göçüyor dünyamızdan. Onların yerini müzik klipleri, reklamlar, çizgi filmler alıyor. Çocuklar artık şiir ezberlemiyor, Keloğlan’ı tanımıyor, günlük defteri tutmuyor, kompozisyon derslerinden zayıf alıyorlar. İnternette chat (sohbet) yapma saatleri uzadıkça uzun cümle kurma kabiliyetlerini de kaybediyorlar. Dertlerini konuşarak değil, kesik cümlelerle, el kol hareketleriyle, mimikleriyle ve bazen de kaba kuvvetle anlatmaya çalışıyorlar. Bütün bunlar, dili güzel kullanmayı öğrenemediklerinden kaynaklanıyor. Çünkü, dil demek okumak, yazmak, düşünmek, fikir üretmek, kısaca hayat demek.
Çocuklara dili güzel öğretmek için ne kadar erken davranılsa yeridir. Doğduğu andan itibaren düzgün bir dilin konuşulduğunu, kitap okunduğunu duyan çocuğun konuşması ve anlaması da ona göre olacaktır. ‘Çocukların dil eğitiminin nasıl olması gerektiği’ konusunda bilgilerine başvurduğumuz şair ve yazar Mustafa Özçelik, bir eğitimci olarak gözlemlerini ve çözüm önerilerini bizimle paylaştı. Özçelik’in önemsediği en önemli konu çocuklara şiir ezberletilmesi. İmam Şafi’nin, “Çocuklarınıza şiir ve matematik öğretiniz.” dediğini hatırlatan Özçelik, bu sözü şöyle yorumluyor: “Şiir de matematik de soyut alanlar. Birinde sembol olarak harfleri, öbüründe rakamları kullanıyorsunuz. Böylelikle birbirine zıt gibi görünen kavramlar bir yerde birleşiyor. Soyut kavramlarla düşünme noktasında şiirin bir katkısı olacağı kesin. Çocukların düşünme melekeleri buna bağlı olarak gelişiyor. Hayal güçleri gelişiyor, ki çocuğun o yaşlardaki eğitiminde bu oldukça önemli bir meseledir. Şiirin hafıza güçlendirme noktasında şiir ezberlemenin önemli olduğunu düşünüyorum. Bir de anlamasa bile şiirdeki uyumlu sesleri duyması, sevgiye, güzelliğe ilişkin kavramları alması, bilinçaltına yerleştirmesi çocuğun ruhsal ve zihinsel dünyasının zenginleşmesinde iyi bir besin olur, kanaatindeyim.”

Edebiyat ve kültür neşesi evde yaşanmalı

Mustafa Özçelik, çocuğun dil gelişiminde ilk etkili unsurun annesinden duyacağı ninniler olduğunu söylüyor. Annelerin ninni öğrenmek zorunda olduğunu düşünen Özçelik’e göre, bu konu çok ihmal ediliyor. Aslında, sadece küçük yaşlarda değil hayatın tamamında çocuklar ihmal ediliyor. “Görünüşte haklı gerekçelerimiz var; ama hiçbir gerekçe çocukların eğitiminin önüne geçmemeli.” diyen Özçelik, çocuğun kitapla, şiirle, güzel sanatlarla tanışması için önce somut örnekler görmesi gerektiğini vurguluyor. Özçelik şöyle konuşuyor: “Çocukların evde ilahi söyleyen bir anne, türkü söyleyen bir baba, ninni söyleyen bir nine veya anne, elinde kitap olan bireyler görmesi gerekiyor. Ne kadar yoğun bir hayat yaşanırsa yaşansın kütüphane, kitap, şiir olgusu somut olarak önünde durmalı. Uygun vesilelerle de okuma, ezberleme çağına gelindiğinde şiirler ezberletilmeli, ödüller verilmeli. Anne ezbere şiir okuyorsa çocuk bunu normal bir davranış olarak algılar ve yapmakta tereddüt etmez..”

Günümüz şiirleri ezberlenemiyor!

Günümüz modern şiirlerinin ezberlemeye çok elverişli olmadığını belirten Mustafa Özçelik, bu yüzden hece ile yazılmış, kafiyeli, ölçülü, ahenk özelliği daha belirgin olan şiirlerin seçilmesini öneriyor. Özçelik’e göre, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Muhip Dranas, Ahmet Kutsi Tecer gibi hece döneminde öne çıkan her ismin şiirleri ezberletilebilir. Eskiden lise çağlarında herkesin bir şiir defteri olurdu. Mustafa Özçelik de, ilköğretimden üniversiteye kadar öğretmenlik hayatı boyunca kız çocuklarına anne ve çocuk şiirleri, erkeklere de kahramanlık, memleket şiirleri ile ilgili defter tutturmuş. Çocukları bilinçaltında gelecekteki hayatlarına alıştırmaya yönelik bu çalışma, istisnasız her yıl yapılmış. Hepsi olmasa da içlerinden bir bölümünün bunlardan mutlaka etkileneceğini düşünüyor Özçelik ve insan ruhunun zaten güzelliklere aşina bir kabiliyette yaratıldığını, çabuk özdeşim kurduğunu hatırlatıyor.

Her çocuğun bir masal çağı olmalı
Her çocuğun bir masal çağı olması gerektiğini ifade eden Mustafa Özçelik’e göre, masal dinlemeyen çocuklar eksik büyüyor ve ileride bu boşluk belli oluyor. Günümüz çocuklarının, çizgi filmlerden, bilim kurgu filmlerinden, uzay teknolojilerinden haz duyması masal alanının boş kalmasından kaynaklanıyor olabilir. Boşluğu doldurmak için önce geleneksel masalları anlatarak başlamak lazım. Çünkü onların hafızaya alınması daha kolay. Mesela çocuklara mutlaka Keloğlan, Dede Korkut ve Nasrettin Hoca öğretilmeli. Kendi kültürümüzün güzellikleriyle doldurulmayan çocuklar ileride yabancı kültürlerin masal ve çizgi filmleriyle bir şekilde bu ihtiyaçlarını gideriyorlar.

Ne kadar kelime, o kadar zenginlik

Mustafa Özçelik, okuma çağı öncesinde dilin doğru öğretilmesi için sözlü çalışmalar yapılmasını öneriyor. Büyüklerinden masal, hikâye dinleyen, şiir ezberleyen çocukların kelime hazinesi zenginleşiyor. Ebeveynin bu ürünleri düzgün bir Türkçe ile sunması ve aldıkları kitaplarda bu özelliğe dikkat etmeleri de önemli elbette. Çünkü, şuuraltı bir depo gibi her şeyi alıyor. Kelime zenginliğini farklı ülkelerin paralarına benzeten Özçelik “Cebinizde ne kadar para varsa o kadar alışveriş yaparsınız. Cebinizde Türk parası ile birlikte Alman ve Amerikan parası da olsa birinin geçmediği yerde öbürü geçer ve ihtiyacınızı karşılama şansınız artar. Kelimeler de öyle. Hafızanızda ne kadar farklı kelime varsa, hem anlamayı hem anlatmayı o kadar kolay başarırsınız.” şeklinde konuşuyor.

Anlatamıyorsa, öğrenmiş sayılmaz
Çocuklara öğrendiklerini anlattırmanın önemine dikkat çeken Özçelik, okunan bir masal üzerinde birlikte konuşmanın yararlarını şöyle anlatıyor: “Anne veya babasıyla yaşadığı bu tecrübe çocuğun topluluk önünde konuşmasını kolaylaştırır. Düşünme mekanizmasının doğru çalışması ve onun dünyasını anlamak noktasında ebeveyne ipuçları verir. Bu da çocukların ruh sağlıklarının gelişmesinde anne-babaya kolaylık sağlar. Belli bir yaştan sonra ne kadar uyumlu bir aile de olsa çocukla çatışmalar başlar. Bunların daha pozitif çözülmesi noktasında, çocuğun dünyasını bu anlamda tanırsak daha doğru çözümler bulabiliriz. Bu bakımdan okunan bir masal üzerine bir sohbet oluşturmak iyi olur. Çocuklar mecburiyeti, ödevi sevmiyor. Belki özgürlük kavramını en iyi içselleştiren varlıklar onlar. Baskıyı, dikte etmeyi sevmiyorlar. Sıkıldıklarını hissettiğiniz anda konuyu kapatmalısınız.”

Öğrenciler artık kompozisyon yazamıyor
Test sistemi, düşünmeyi tamamen iptal eden, 4-5 seçenekle doğruyu yanlışı buldurmaya yönelik bir süreç. Öğrenciler şu anda kompozisyon yazamıyor. Soruyu okuyup cevabı seçmeye alışmışlar. Özgün bir şey kurgulamak çok zor onlar için. Öğretim döneminin ilk bir ayında derste sadece kompozisyon yazdırırdım. İlk başta zorlansalar da bir süre sonra kullanmadıkları düşünme yeteneği gelişiyor ve çok güzel şeyler çıkıyordu. Kompozisyon yazamayan nesil, giderek cümle kuramayan nesle dönüşecek. Yakında Tarzanca sadece kelimeleri söyleyecek. Sesler çıkaracak, jestle, mimikle kelimeleri bütünleştirecekler. Toplumun geleceği adına dehşet verici bir şey bu. Ancak, veliler ‘Roman, hikâye okumasındansa test çözmesi daha iyi!’ diye bakıyor olaya.

Çocuk soyut düşünmeye alışmalı

Mustafa Özçelik, çocuklar için yazmanın dünyanın en zor işi olduğunu düşünüyor. Gerekli bilgilerin ve değerlerin tabii gelişim içinde verilmesi gerekiyor. Bir çocuk kitabı yazarken işin içine pedagogları, psikologları katmak lazım. Resim ve çizgilerde profesyonel kişilerin bulunması ve eser yayınlamadan önce çocukların üzerinde test etmek lazım. En önemlisi de dili iyi kullanmak gerekiyor. Modern pedagogların çocuklara soyut kavramlardan bahsedilmesine karşı çıkmalarını da eleştiren Mustafa Özçelik, “Allah inancının anlatılmasına bile karşı çıkıyorlar. Niye bahsetmeyelim? Orada ideolojik bir yaklaşım var, çocuğun faydası düşünülmüyor.” diyor.

Ömer Seyfettin, Kemalettin Tuğcu... Türkçenin en güzel kullanıldığı dönem milli edebiyatçıların dönemidir. Ömer Seyfettin ve Refik Halit Karay’ın öyküleri dil açısından çok yararlı olur. Lise çağlarında Necip Fazıl, Samiha Ayverdi okutulabilir. Öykülerde de seçme yapmak gerekir. Bir öğretmen olarak Kemalettin Tuğcu’nun da okutulması taraftarıyım. Oradaki çok abartılmış duygusallık çocuklara zarar verir gibi düşünülüyor; ama o kavramları da abartmadan yeterince içselleştirmek mümkün değil. Ancak tabii ki dozunda bırakmak lazım.

Olumsuzluk çağı: 2-3 yaş !!!

MySpace

 

2-3 yaş arası çocukta anne-babanın önerilerine direnme, kendini ispatlama çabası görülür. Bu yaşlar olumsuzluk çağı olarak adlandırılır.
Sarsılma yok

Bir müminin hayatında sarsılma yoktur. Ümit isteyenler, O’nun havuzuna düşmeli. Ne diye sarsılacaktır ki, o, düşse bile cennete düşecektir.

Eski defterleri açmayın


Evliliğinizin bir döneminde olumsuz bir anınız mutlaka vardır. Aile kavgaları, kırgınlıklar, küçük düşürmeler, hayal kırıklıkları yaşamış olabilirsiniz. Bu yaşadıklarınızı değişik vesilelerle yeniden gündeme getirirseniz, sürekli geçmişi hatırlatırsanız eşinizle olan sorunlarınız azalmaz bilakis artar. “İlk sene bana bir çiçek bile almadın.” yerine, “İlk seneye göre farklısın.” diyebilirsiniz.

Bebekler öğrenmeye anne karnında başlar

Bebeklerin öğrenme süreci anne karnında başlar. Anne karnındaki bebek sese, ışığa ve ısıya karşı şartlandırabilir. Annenin yetersiz beslenmesi, uyuşturucu madde, sigara alışkanlıklarının olması bebeği olumsuz etkiler. Annenin ruhsal durumu bebek üzerinde etkili olur.

Annenin gerginliği bebeğe de yansır

Annedeki üzüntü, kaygı, gerginlik gibi duygular annenin iç salgı bezlerinin hormon salgılamasına ve kanın kimyasal bileşiminde değişikliklere sebep olur. Bu da anne karnındaki bebeğe taşınır. Böylece bebek anneden aldığı kanla bu duygusal gelişmelerden haberdar olur.


Boğaza bir şey kaçarsa ne yapmalı?

Hastayı omuzları aşağı sarkacak şekilde bir divana yatırın. Yabancı maddeyi çıkarmak için iki omuz arasına kuvvetle vurun. Madde görülebiliyorsa, parmağınızla almaya çalışın, kusturabiliyorsanız kusturun. Çocuksa baş aşağı çevrilebilir.

ÇocuĞunuzun ÖzgÜvenİnİ Artirmak İÇİn Yapilacaklar

MySpace

MySpace

'>MySpace



1- ONA SIK SIK SÖZ HAKKI VERİN

2- KENDİNİ VE DUYGULARINI ''NE DÜŞÜNÜYORSUN , NASIL HİSSEDİYORSUN'' GİBİ SÖZLERLE ANLAMAYA ÇALIŞIN

3- O KONUŞURKEN ONUN YÜZÜNE BAKIN VE CİDDİYE ALINDIĞINI HİSSETTİRİN

4- ONUN FİKİRLERİNE DEĞER VERDİĞİNİZİ HİSSETTİRİN

5- ONUN OLUMLU DAVRANIŞLARINI KESİNLİKLE TAKDİR EDİN

6- YAŞINA UYGUN GÖREVLER VERİN

7- VERİLEN GÖREVLERDEN SONRA BAŞARISINI TAKDİR EDİN

8- ONUN İÇİN ZAMAN AYIRIN

9- ONUN İLE DEĞİŞİK KONULARDA SOHBET ETME ORTAMI OLUŞTURUN

10- ONUN KORKU VE ENDİŞELERİNE SAYGI DUYUN

11- AŞIRI ELEŞTİRİCİ OLMAKTAN VE YARGILAYICI DAVRANMAKTAN KAÇININ

12- HATALI DAVRANIŞLARINI KONUŞARAK UYARIN VE ONA DOĞRU OLANI ANLATIN

13- BAŞKALARI YANINDA ONU KÜÇÜK DÜŞÜRMEYİN

14- ONUN BAŞARISIZLIKLARINI BÜYÜTMEYİN

15- BAŞKALARI İLE ONU KIYASLAMAYIN

16- KABİLİYETLERİNİ FARKEDİN VE TEŞVİK EDİN

17- ONU SOSYAL ORTAMLARDA BULUNMAYA CESARETLENDİRİN

18- TOPLULUK İÇERİSİNDE SÖZ ALMASINI TEŞVİK EDİN

19- ONU ÇOCUK OLARAK GÖRMEYİP , VARLIĞINI ÖNEMSEYİN

20- YAŞINA UYGUN OYUN FAALİYETLERİNİ DESTEKLEYİN

21- ONU SIK SIK SEVDİĞİNİZİ SÖYLEYİN

22- ONUN İÇİN ÖNEMLİ OLAN ŞEYLERE SİZDE ÖNEM VERİN

23- ONUN ÖNEMLİ GÜNLERİNİ UNUTMAYIN

24- AİLE İÇİN VAZGEÇİLMEZ BİR KİŞİ OLDUĞUNUN ALTINI ÇİZİN

25- ONUN YERİNE YAPMASI GEREKEN ŞEYLERİ SİZ YAPMAYIN

26- ONUN AİLE İÇİ BAĞLARININ KUVVETLENMESİNİ SAĞLAYIN

27- OLAYLARI HEP OLUMSUZ DEĞERLENDİRMEYİN

28- ONUN OKUL HAYATINA VE EĞİTİMİNE ÖNEM VERİN

29- SADECE ONUN İÇİN AYIRDIĞINIZ ZAMANLAR OLSUN

30- ONUNLA BERABER SOSYAL AKTİVİTELERDE BULUNUN

31- YANLIŞ VE UYGUNSUZ CEZALANDIRMADAN KAÇININ

32- ONDAN BEKLENTİLERİNİZ ÇOK AŞIRI OLMASIN

33- ONUN FARKLI VE GELİŞMEKTE OLAN KİŞİLİK YAPISI OLDUĞUNU UNUTMAYIN

34- ONUN İÇİN MUTLU VE HUZURLU BİR AİLE ORTAMI SAĞLAYIN
 

« Önceki ::
">